top of page

mahşer provası için zebani casting'i



bir. getirdikleri on yumurtadan dokuzu kırık çıktı, onuncuyu sinirden ben kendim kırdım attım. şimdi çıkmış, bana o bir yumurtanın hesabını soracaklarmış. mahşervari titizlikte mahkeme kurmuşlar güya, her biri bir borç çıkarıyor. gelsin hele gelsin, bırakın gelsinler.

anlatılan o ki sufilerden biri şöyle dermiş: bir keresinde elhamdülillah dedim, kırk yıldır onu affettirmek için tevbe ediyorum. etraftakiler şok. hayırdır broh, demişler, kız meselesi mi. sufi anlaşılmaz birtakım tılsımlı laflar etmiş: memlekette yangın çıkmıştı. yer gök cehenneme dönmüş, neredeyse bütün evler ateşler içindeydi. bense bir seyahatten dönüyordum. uzaktan alevleri görmüş, telaşlı telaşlı o tarafa gidiyordum. yol üstünde iblisin tekiyle karşılaştım ve o bana dedi ki: durum çok fena ama sen yine iyisin, senin dükkana pek bir şey olmadı. boş bulundum, elhamdülillah dedim. o gün bugündür, dostlarımın arkadaşlarımın evi barkı perişan olmuşken benim kendi malıma şükretmiş olmamı kendime yakıştıramıyorum. bu sözü insanların kahir ekseriyeti, o kahredici çoğunluk, o kahrolası kalabalıklar hala anlamış değildir. birisi gelip de gözümün içine bakaraktan hadi yine iyisin senin malına bi şey olmamış dediğinde vereceğim cevap senin evin iyi ki yanmış olacaktır. bir de içimizdekilerden kundakçılara eşlik edenler alkış tutanlar olmuş, onların evlerini kendim gidip yakmayı düşünmeden gün geçirmiyorum. mevzu haşin, mevsimi geldi susadım hesaplaşmaya. gel benim zebanim oluver şimdi.

...

iki.

olmuş olan muammayı ayıklayabileceksek, olması gerekene gerek kalır mı tartışılır. normative dediğin senin planındır, descriptive dediğin allahın. olması gerekip de olmayan hiçbir şey yoktur. olması gerekenler çoktan olmuştur. kalemler kaldırılalı, yazılanlar kuruyalı çok oldu. senin planın hiçbir zaman tutmayacaktır, ezelden beridir allahın hükmüne muhalif tek bir yaprak oynamamıştır. insanlardan medet uman, insanlara ümit bağlayan, insanlardan hayır bekleyenleri birtakım sürprizler karşılayacaktır. aranızdan bir dost edinseydim o ebubekir olurdu, fakat bu arkadaşınızın tek dostu allahtır buyuran allah rasulü sallallahualeyhivesellem'in öğrettiği kelimelere bak. ibni abbas radıyallahuanh rivayet etmiştir: bir gün hazreti peygamberin terkisindeydim. bana şöyle dedi: evladım, sana birtakım kelimeler öğreteyim: allahı gözet ki allah da seni gözetsin. allahı gözet ki allahı karşında bulasın. istediğini allahtan iste, beklediğin yardımı allahtan bekle. ve şunu bil ki bütün ümmet sana bir fayda vermekte birlik olsa allahın senin için yazdığından başka bir şey sağlayamazlar. bütün ümmet sana bir zarar vermek için birleşse allahın senin için yazdığından başka bir zarar dokunduramazlar. kalemler kaldırıldı, sayfalar kurudu.

ezelde bize tuzak bir soru soruldu. bela! diye cevapladık elmahkum, bela bulduk. öğrendik ki bu teklif bizden önce yere göğe dağlara gitmiş, hepsi hık mık etmişler. ta ki sıra insana gelmiş, insan biraz cahil, insan biraz zalim. allah tuzak kuranların en hayırlısıdır deyu hikayenin climax'ini beklemeye koyulduk. yoksa insan dediğin katlanılacak gibi değil, rabbi ona bu kadar sahip çıkmasa. ama yine de sözü var, cehennemi insanlarla dolduracak. bu bir rıza lokmasıdır, yer misin yiyemez misin göreceğiz. can u başı hak yoluna, kor musun koyamaz mısın bakacağız. bu bir demdir gelir geçer, duyar mısın duyamaz mısın.

...

üç.

pergel: birbirine iliştirilmiş iki koldan oluşan, yay ve daire çizmek, küçük mesafeleri ölçmek için kullanılan çizim aracı. sözlüğün dediğine göre, kelime avestaca kökenli, farsça üzerinden türkçeye geçmiş. daire çizen, çevreyi belirleyen anlamında. yay ve daire çizmek maksadıyla kollardan biri merkeze yerleştirilir, diğer kol dairenin yarıçapı mesafesindeki herhangi bir noktadan başlayarak merkezdeki kolun etrafında döndürülür. pergel, hassas kesinlik ve titiz hükümlülüğün sembolü olarak sıkça kullanılmış. online marketlerdeki en büyük modellerinin bir kol uzunluğu yaklaşık kırk inch, yani bir metre. şpagat açsa yarıçap iki metre olur, pi'yi üç alsak çizeceğimiz dairenin alanı on iki metrekare. celaleddin rumi pergel metaforu yapmak yerine pergel tezgahı kursa daha fazla alana ulaşırdı. neyse ne. demem o ki pergelin bir kolu diğerinden çok da uzaklaşabilecek değildir. merkezin yerini biliyorsan o da oralarda bir yerdedir. pergelin amacı daire çizmektir, bir kol merkezdeyken diğer kol kafasına göre dolaşmaz. gönül bolluğuna göre dairenin alanı genişletilebilir, lakin bir o kadar da değil noktası elbet vardır. gezeğen kol serhadde dolaşır, sınır bölgesinde. pergelin yaptığı iş sınırı belirlemektir. bir daire vardır, içerisi neresi dışarısı neresi onu belirler. daire, namıdiğer f.a.n.u.s.

içerisi dost, dışarısı düşman. sınırı delmek, ikisini birbirine katmak işi baştan bozmak, dostu düşmanı karıştırmak olabilir. içeriye birilerini davet etme, birilerini dışarı kovma, dışarı kaçmaya çalışanları kurşuna dizme gibi uygulamalar opsiyonel, konjonktürel, dönemsel. şimdi soruyu soralım: böyle bir sınır var mı, olmalı mı, nereden çizilmeli. şu fanus dedikleri bir nimet mi, bela mı. içerisinin mi dışarısının mı havası ferah, yoksa aynı mı. kim bizden, kim öteki. biz dairenin içinde mi kalıyoruz dışında mı.

...

dört.

muhterem nasreddin hocaefendi hazretlerine sormuşlar. hocam, demişler, sen alim adamsın bilirsin, bu koca dünyanın merkezi neresidir. o da ayağını şöyle hafifçe kaldırıp yere vurmuş, aha demiş dünyanın merkezi burasıdır. şaşkının biri arka taraflardan ses etmiş, amma da yaptın be hoca demiş, hiç olacak şey mi. cemaatin içinden cık cık cık sesleri. bu kendinibilmezin münasebetsiz çıkışı karşısında nezaketinden taviz vermeyen büyük üstad herifi olduğu yere şakkadanak mıhlamış: inanmıyorsanız ölçün. cemaat memnun olmuş, cemaat kaytan bıyık altından tebessüm ediyor, cemaat kapak sesine meftun. gün geçmiş günler geçmiş, o şaşkının içindeki kurt büyümüş. konuyu tekrar da açmak istemiyor hani. ulan dünyanın merkezi gerçekten orası olabilir mi. kalemi kağıdı mezurayı haritayı yüklenmiş, ince elemiş sıkı dokumuş, sohbet meclislerini aksatır geceler boyu sabahlara değin odasında kandil eşliğinde notlar tutar olmuş. eski dostlarından biri bu durumu işitince ne yapıyor bu manyak diye sormak için ziyaretine gelmiş. nedir son durum diye sormuş dostu. vallahi ölçtüm biçtim, demiş herif, orası dünyanın merkezi falan değil. üç ihtimal var: ya hoca yanlış biliyor ya cemaati kandırıyor ya da işin doğrusunu umursamayıp cemaati eğleyecek cevaplar veriyor. sence hoca dünyanın merkezinin orası olduğuna gerçekten inanıyor olabilir mi diye de sormuş. üç değil, dört demiş dostu: belki de cemaat için dünyanın merkezi hocanın ayağının bastığı yerdir.


william blake, the ancient of days, 1794

1件のコメント


erkamak
erkamak
6月04日

pergel = fanus ....yeah

いいね!
bottom of page