top of page

Kardeşlik Üzerine (Uhuvvet)


Kardeşlik Üzerine (Uhuvvet)


Bir arkadasimiz bizim muzakere halkasinda bir kac soru yoneltmis tum katilanlara, bende cevap yazmak istedim. Sorular soyle:





Hizli bir sekilde genel kaynaklara baktıktan sonra (tdv, risale, ihya ve er riaye) soyle sirasiyla yazayim dusunduklerimi.


1. Bence uhuvvet veya kardeslik insanin kendi oz kardesinin disinda neredeyse ayni

seviyede bir yakinliga ithafen soylenen birsey. Yani bir insanin kardesi olmasada

baskasini bir cesit derin birliktelikten oturu kardesi kadar sevebilecegi teorisine

dayaniyor. Boyle bir birliktelik eski donemlerde ilgi, bilgi ve ugras alanlarinin birbirine cok

benzemesinden oturu (bir kabile gibi) daha net elde edilebilir biseydi. Ama bugunun fikir

dunyasinda 50 kalem mesele olup en background olarak birine yakin insanlarda bile bu

kalemlerin az bir kismi denk gelmesinden oturu bu kardeslik iliskisinin ornegini gormek

daha zor oluyor. Bence kardeslik hali hazirdaki zaman diliminde birden fazla insanin

kaderin ayni turnikesinden gecip benzer fikirleri elde edip onun etrafinda bir is

tutturmalarindan kaynaklanan yakinlik hissidir.


2. Kardeslik benzer deger cervesine sahip insanlarin, o deger cervesinden kendi

cikardiklari yorumlar ve yaklasimlar sonucu planladiklari aktiviteler de birbirlerine

yardimci olmalari ile artar. Fakat bu aktivitelerin kendi eksiklerimiz ile (niyet kaymasi gibi),

deger yargimizin degismesi ile (marifeti yemeye icmeye kurban etmek gibi) veya elde

edilen kardeslik hatrina deger cercevemizden odun vermekten oturur azalir.


3. Iradi bir sekilde elde edilmeye calisilan uhuvvet boyle bir konseptin ya sifahi yolla yada

ornekler ile farkina varilip replike edilme isteyine dayaniyor. Esasinda uhuvvet yan bir

psikolojik ve sosyolojik olgu olarak hayatin icinden cikar, buna islam dusuncesinde kulli

irade de diyebiliriz. Bu irade konusunda sanirim determist esari ve ozgurlukcu mutezile

arasinda surekli bir zik zak hali var. Ikisinde de asiriya gitmeden bence soyle soylenebilir.

Tekvini emirler dairesinde olan sosyal fitrat kanunlarinin bir meyvesidir uhuvvet. Bu

mekanizmayi bilmeden uhuvvet olmasi gerekiyor diye uhuvvette yonelmek bence

genelde suni bir uhuvvet doguruyor. Bunun faydali oldugunu soyliyebilir bazi fikiriyatlar.

Basta bir faydasi olsada uzun vadede fitrat kanunlarina ters dusmesinden oturu sakil

kalacaktir. Oncesi donemlerde ilgi, bilgi ve ugras birlikteligi zaten defacto oldugu icin

boyle bir sunilik cok olmuyordu sanirim. Cunku insanlar hali hazirda yaptiklari seylerde

birbirleri ile bir uyum gozetmeleri hem dini perspektiften hem de dunyevi perspektiften

faydali sonuclar veriyordu. Ama boyle bir birliktelik olmadan elde edilmeye calisilan

uhuvvet zamaninda denk geldigim bir kucuk sketch i hatirlatiyor bana :)


4. Uhuvveti imanla orantili gormek bana bir hayli yanlis geliyor. Iman kimdedir ve nerdedik

konusu cok ayri bir tartisma bilirsiniz. Fakat boyle bir soru boyle bir konseptin oldugu ve

boyle bir yarginin olustuguna isaret oldugu icin sunu soyliyebilirim; Bir birliktelik ve

aidiyetin imani gosterdigi ilahi bir favoritism e isaret ediyor gibi. Bu tehlikeli bir

dusuncedir. Tarafgirlik ima eden bir kapiya cikar. Bu sekilde algilanan bir uhuvvet, “sen

uhuvette aykiri davraniyorsun, o zman senin imaninda zayiftir” gibi bir yaklasimla

uhuvvet kavraminin silah olarak kullanilmasina yol acabilir. Halbuki uhuvvet daha ameli

birsekilde ugras birlikteliginin byproduct i olarak ortaya cikiyor.

5. Insan fitratina yerlestirilmis bisey oldugunu zaten Emre Bircan da soylemisti, bende

katiliyorum buna. Herhangi bir yagmur ormaninda hicbir dini yoruma bagli olmadan bir

avin pesinde kosturan iki insan arasindada uhuvvet olabilir. Buna dair TDV de soyle

geciyor kurana referansla:


Birde Ihlas risalesenin basinda soru olarak neden kafirler birbirleri ile dayanisma halinde

olupta muslumanlar olamiyor sorusuna cevaben Bediuzzamanda inanmayanlarda

uhuvvet olabilecegini soyluyor.




Yorumlanmasi istenen kesit ile ilgili de sunu soyliyebilirim. ‘Niyeti halisenin kerameti’

derken bir hedefe gitmekte tek bir niyeti olan ve baska amac gutmeyen insanlarin

birlikteliklerindeki ilk bakista hemen fark edilemeyen bir ikramdir buda kardesliktir, kast

ediliyor bence. Burdaki alintida Ustad Allah adina samimiyetteki kerametten bahis ediyor.

Boyle bir kollektif sahis gibi velayet seviyesine cikip Allahtan ikrama layik olabilir diyor.

Fakat ayni sekilde cikar amacli kurumsal bir yapi, aralarindaki fayda iliskisinden tek

hedeflilik yakalarlarsa bir cesit kurumsal birey olurlar ve bu Allah muradina tamen aykiri

olabilir, mesela gunumuz petrol sirketleri. Acaba bu tur sirketlerin maddi alemdeki

basarisini kerametten sayabilirmiyiz? Yani musluman beynindede kerametin cesitleri

olarak maddi ikramlarda siralaniyor. Gunumuz 7 kitada faaliyet gosteren bazi kurumsal

yapilar, hatta bazen non profit isimlendirilmis olsalar bile buyuk maddi basariya

ulasiyorlar. Bu kurumlarda bir cesit Allahin ikramindan bahis edebilirmiyiz?




Dahil oldugum Persembe okuma grubunun ozelindeki uhuvvete dair


Biz bir avuc genc olarak bir doneme ait tahkik arayisi adi altinda toplanip okumalarimiz

ile nispeten ilgi, bilgi ve ugras birlikteligi sagalamistik. Bu yabanci oldugumuz bir diyarda

bize bir aidiyet ve ortak payda sagladi. Ve psikolojik yaralarimiz burda okuma ve

ogrenme ugrasimizin yaninda gelen bir ikram olarak merhemlendi. Bunun en buyuk araci

aramizdaki uhuvvet oldu. Fakat simdi goruyoruz ki bu ilgi, bilgi ve ugras birlikteligimiz o

kadarda bir degilmis. Zaman ve ugraslarimiz ve sonuc olarak kalp kirginligimiz bunu

gosterdi. Tekrar ve tekrar okudugumuz ve ogrendiklerimiz karsisinda “gercek dunya

boyle bir yer degil” veya “okuncak cok sey var” veya “bana cok yogun geliyor

anlamiyorum, bana gore degil sanirim bu isler” veya “ben daha sabah namazina

kalkamiyorum…” diyerek degismekten kaciyoruz. Ve ilgi de bilgi de ugrasta makasin agzi

gibi evlilik ile, is ile guc ile ayriliyor. Ve sonuc olarak temelimizi olusturan sosyal ve

kulturel aliskanliklar one ciktikca cikiyor ve persembe dedigimiz sey otopilota kurban

oluyor. Yine kendi ozguven eksiligimiz ve ona ait vehimler one cikiyor. Ben kendimi ifade

etmek icin guya hakikatten dem vuruyorum keskin bir ses tonu ile hak budur diyorum.

Baskasi sessiz bir sekilde oturuyor ve el pence diva oluyor. Bazisi muhabbet iyi, burda

biseyler oluyor diye geliyor. Ve sonuc olarak Abdurrahim abinin dedigi gibi “herkes yiyici

ve aliskanliklarinin esiri ben niye paracaliyorum” dedi ve gitti. Iyiki gitti. Simdi eger biz bir

zaman icin verilen ikrama nankorluk etmek istemiyorsak. Hasbi bir sekilde sorunlarimizi

konusalim bir discorse olusturalim, kendi aidiyetimizi insa edelim hazira konmaktan vaz

gecelim ve turklerin marazi alpha erkek olmaktan ve kendi sesimizin ve nefsimizin saygi

gormesinde ve sevilmesi rahatsizliginda kurtulalim ve temel sorulari soralim uzerine

dusunelim ve fiillerimizi onlara gore sekillendirelim. Bu grubun onde gelenlerini herkes

bilsin ve sorgulasin. Bir hiyerarsi olmasin. Herkes dahil olabilecegini dusunsun ve

dahilliyetini yazarak uzerine dusunerek ne kadar basitce olsa bile ifade etsin. O sorunlari

kendi kaynakalarimiz ve kesf edecegimiz daha nice kaynak eleginden gecirelim ve kendi

sozlerimizi soyleyim ve yetiskin olalim. Taklitte keramet aramiyalim. Akil yurutelim. Merak

edelim. Kardeslik beklemeden, ikram edildiginde istifade edelim. Insan olarak

amacimizin olume giden yolda bir cesit mutfak ile lavabo arasinda boru hatti olmadigini bilelim ve bunun aci veren gercekleri ile mucadele edelim. Bunun aksi bu sahayi anlasilmaz metinlerin ve soylemlerin bosluguna terk etmek demektir. Ve adetullah bosluk kabul etmez. Suurlu hayatin yerini suursuz bir hayat alir ve bu da gayb adina bir zar atmaktir. Ben zar atan olmak istemiyorum.
















































































Comments


bottom of page