top of page

Bir Cennet Bahçesi ve Uhuvvet

Updated: Nov 3, 2022



“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” diyerek,

6 yıldır yazdıklarımı beğenmeyip paylaşmaya değer görmesem de,

Yıllardır utanmadan çekinmeden ağzıma geleni söylemiş birisi olarak,

Hislerimin; bir zamanlar sevinciyle gözlerimi buğulandırırken, şimdilerde yitmeye yüz tutmasıyla içimi delenlerini,

Hayallerimin, bir tarlaya saçılmış tohumların filizlenişini müşahade edip “Bu tohumlardan çınarlar da olur, ormanlar da” şeklinde göz aydınlığım olanlarını,

Biraz çaresizlikle üzgün, biraz çarenin her daim Allah’tan olduğunu bilerek umutla,

Biraz bu bahçenin zayıflayan, yaprak döken bir fidanı olarak hastalıklı ve yorgun,

Sizlerle, bu bahçenin tohumları, fidanları, ağaçları ve çınarlarıyla paylaşmayı istedim.

Yakın bir zaman önce farkına vardım ki benim söylediklerim kendimi tekrardan ibaret ve kendi sözlerimin ne bende, ne de çevremde zannettiğim, umduğum şekilde bir tesiri yok.

Muhtemel ki nedeni ihlassızlık, dediğiyle amelde zayıflık, iç çürüme, kalpteki katılık..

Benim ve sözümün, düşüncemin bir değeri olmadığı hissiyatı altında ezilerek, keşke her meramını Kuran’dan bir ayetle anlatan tabiinden o kadın gibi, Kurani ve kitabi yazabilsem..

Malesef malumatım o kadar yok. Bildiğim kadarıyla, yazdıklarım arasına serpiştirerek ilerleyeceğim..

Daha yazıma başlamadan en büyük üzüntüm hislerimi derinlemesine hissettiremeyecek, kullandığım benzetmelerdeki zayıflıkla, edebi olma kaygımla, kalbimi yarıp hislerimi sizlerin kalbine aynıyla akıtamayacak olmak.. Zaten bir çok üzüntü de bu anlatma çaresizliğinden başlayıp katlanmıyor mu?

Anlatması güç bu “Anlatma Çaresizliği”ni ayrıca yazmayı istediğimden uzatmadan geçiyorum.


Bir bahçeden bahsettim. Tohumları Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerinden neredeyse dünyanın her bir beldesine bir “fırtınayla savrulan”. Henüz fırtına dinmediğinden o tohumlar hala savruluyor, daha da uzaklara saçılıyor. Filiz vermeye çalışırken bazen üstü toz toprakla kapanıyor, güneşten mahrum kalabiliyor. Kimisi fidan olacak bir dingin ortamı bulmuş ama yaprakları, gövdeleri hala yeni habitatların mikropları, haşereleriyle mücadeleden delik deşik, yarı yeşil yarı sarı.. Kimisi Allah’ın bir lutfuyla daha bir hızla bir ağaç olmuş, gölgesinde bir çok tohumu muhafaza etmiş, bir çok filizin, fidanın yetişmesine fırtınayı, rüzgârı kırarak, gölgesiyle neşv u nemaya elverişli minik bir iklim oluşturarak vesilelik etmiş.

Bu bahçelerden dünyanın bir çok yerinde var. Ben her birini görecek, hissedecek geniş bir görüşe sahip değilim ama Allah bana böyle bir bahçeyi, burada nasip etti. Bir fırtınayla savruldum geldim. Allah’ın merhametinin eseri, bir çınarın gölgesine düştüm. Bazılarımız buralara savruluşumuzun ilk zamanlarında burada bulmuştuk kendimizi, bazılarımızsa zaman içinde. Bazılarımız tevafuken içinde bulmuştuk kendimizi, bazılarımız ise arayarak bulmuştuk. Halbuki bu bahçeye düşmek, kendisinden habersiz bir yaprağın bile yere düşmediği Allah’ın bir takdiriydi hepimiz için. Bizim karakterimizi, irademizi, isteklerimizi şekillendiren ve istemeyi de veren Rabbimizin bir nasibiydi biz bunu kendimiz istedik, bulduk diye düşünsek de.

Bu bahçede, bu çınarın gölgesinde bir müddet önce filiz vermiş, fidan olmuş olanlarla tanıştım. Bu yeni iklime hazırlıksız olduğum için adaptasyonum çok uzun zamanlarda ve imtihanlarla oldu. Diğer bütün tohumlar, filizler ve fidanlar da kendi imtihanlarını vermeye ve büyümeye devam ederken ben de kendi imtihanımı bu bahçenin çeşit çeşit güzelliklere sahip diğer sakinleriyle, onların sadece çevremde bulunmalarıyla bile olsun biraz daha kolay verdim. Hep bu bahçede olmanın şükrüyle yaşadım başka bahçelerin hayalini bile kurmadan.

Bu bahçe hepimizi yetiştiren özdegerlerimiz, iman, islam ve ihsan toprağı üstünde, sohbetlerle sulanarak, her türlü birliktelikle gübrelenerek, sohbet muhabbet hal hatır sormalarla ilaçlanarak, hem kemmiyetçe, hem keyfiyetçe büyüdü. Etraflarında diğer tohumların filizlenmesi için gölgelikler, minik bahçecikler oluşturdu. Bir gün, Allah’ın neden bize özel olarak nasip ettiğini bilmediğimiz gibi neden bizden aldığını bilemediğimiz bir hikmetiyle, hayırlara bir vesile olan çınar agacımız bir başka bahçe, belki bir başka bahçeye, ormana vesile olmak üzere, rüzgarla yol alan bir tohum olarak göç etti. Bizlere de unutulmamak üzere hatıralar, yaşantılar şeklinde hafızlarda yer eden bir çınar gövdesi ve silueti bıraktı.

Bu değişikliğe adapte olmak da bizler için zor oldu ama o çınarın neşv u nema için sadece bir vesile olduğunu fark ettiğimiz müddetçe, her gün ve her hafta yeniden bir bismillah diyerek güneşin hararetine Allah’ın inayetiyle büyüme gücünü bulduk kendimizde.

İmtihanlar en başta olduğu gibi devam etmekte, bir bahçe olarak iklim ve habitat şartlarıyla mücadeleler devam ederken birer tohum, ya da fidan olarak şahsi imtihanlarımız da önceden olduğu gibi bizleri zorlamakta, zayıflamaya, kurumaya, solmaya ve hatta bazen orta yerimizden kırıp hayatımıza son verme seviyesine kadar varmaktaydi. Bu imtihanlar aynı bizi savuran fırtınalar gibi Allah’ın bir takdiri, bir hikmeti ileydi. Belki bazıları dostlarımızla, bir büyükle, bir bilirkişiyle paylasılarak, dertleşerek, kendimizi açarak hafifleyebilirlerdi . Yine de her birisi Allah’ın her birimiz için özel olarak seçtiği, her birimizin şahsi maddi ve manevi gelişimine, ilerlemesine, çiçek açmasına, meyve vermesine matuf olan, çözümü de ancak Allah’ın inayetinde, merhametinde, takdirinde olan imtihanlardı.

Bahçemiz malesef ki zayıfladı. Bir hazan vurdu bir çoğumuzu. Zayıflama nedeni herkesçe başkadır. Ben beni vuran hazanla zayıfladım, zayıfladım, zayıfladım...

Bu bahçede, bu iklimde değil yaprak, kendime yetecek bir yaprak açamaz hale geldim. Bunda kendi kusurlarımdan büyük bir sebep yoktu muhakkak ama aradığım gübreyi, ilacı bulamadım. Kendimce, kendi fıtratıma daha uygun bir iklime göç etmenin, cılız bir fidanı geride bırakarak bir tohum olarak uzaklara gitmenin planlarını kurdum. Şu an bir başka yere göçmüş olup bu yazıyı yazmıyor olma ihtimalim, hala bu bahçenin yeniden yeşerip burada hayatı tekrar bulacağım umudu taşıyor olmamdan çok daha yakındı.

Beni gitmekten ne alıkoyan şey, adını herkesin kendi başka bir şey koyabileceği, tanımını kendince yapabileceği ve gereklerini farklı bir şekilde listeleyebileceği “uhuvvet”, “dostluk”, “güzel insanlarla birliktelik” oldu. Ben bu uhuvvet cevheri var olduğu müddetçe ve tohum, fidan, ağaç herkes tarafindan eşit bir şekilde korunmaya, kıymet verilmeye, sırrı kavranmaya gayret edildikçe bu bahçenin ve bunun gibi bir çok bahçeciğin yeşilleneceği umudu taşıyorum. Bu bahçelerden bir gün çok büyük bir orman oluşacağı hayalini kurdum ilk baharımızı gördüğümüz zaman, tekrar bu hayali kurabilmek istiyorum. Neden olmasın ki! Çevreme baktığımda bir sürü istidatlı tohum, gövdesi üstüne doğrulmuş, dolu buğday başakları, çeşit çeşit fidanlar görüyorum. Neden bir bahçe hala olamasın! Sadece hüzünlerim, hayal kırıklıklarım beni yıpratmış, içimi sızlatmaya devam ediyor. Bu hayali kurdukça önceki hayalimin parlaklığını yitirişinin yarası bir sızıntı halinde akıyor.

Buraya kadar yazdıklarımı tüm gönlümle, heyecanımla, içine gözyaşlarımı akıtarak, hüznümle velhasıl hissiyatımla yazdım. Bundan sonrasını ise darmadağın düşüncelerimle, başı sonu planlanmamış akıl yürütmelerimle yazacağım.

Hiç bir şey için geç değil. Takdir Allah’ın elinde ama sebeplere sarılmak da Allah’ın bize bir emri. Bu sebepler nedirin bencesini yazmak istiyorum. Aslında söylemek de istedim, söylemeye de çalıştım ama sözümün kifayetsizliği, keyfiyetsizliği, ihlassizlığı beni başarısız etti. Şimdi yazarak daha büyük bir başarı elde edebileceğimi de çok ummuyorum çünkü hala dalım kırık, yaprağım sönük, gövdem günah ve zaaflarımın ağırlığıyla zayıf düşmüş. Yine de kendime düşeni bir kez daha, belki de son kez yapmış olmak adına yazıyorum. Bu yazdıklarimda bahçemizdeki her bir ferdin birbiriyle tam anlamıyla eşit sorumluluğa sahip olduğuna inanıyorum:

· Ve yine aklımızdan asla çıkarmayalım ki bu bize nasip olan nimet herbirimiz için ne ise, şahsi bir çabanın çok çok üstünde Allah’ın bir ihsanı olduğunun, zamanında verenin de Allah olduğunun, hakkını vermek için şahsi çabasını göstermezsek önce şahsımızdan sonra hepimizden alacak olanın da Allah olduğunu. Allah istemeseydi biz bunu isteyemezdik, bunu arayamazdık, bunu bulamazdık, bunun kıymetli olup olmadığını bu sohbete bir iki kere gelip bir daha gelmeyi tercih etmeyen onlarca kişi gibi sezemezdik.

· Başımızı bir kaldıralım. Etrafımıza, güzel bahçemize, kıymetli dostlarımıza, her birisinin kendine has çiçeklerine, meyvelerine, istidatlarına bir bakalım. Hak ettikleri kıymeti verme adına gayret edelim. Bu bahçeleri hiç görmemiş, şu an hasretle arayan, belki hiç göremeyecek o kadar çok insan var ki.

· Bu bahçenin toprağı nedir, suyu nedir, ilacı nedir, gübresi nedir bi düşünelim. Bunların eksikliğinde bizim payımız nedir bir sorgulayalım. Her birimiz, elimizden ne geliyorsa bu bahçeye bunları verelim, birbirimizle bunu paylaşalım. Neydi bizi ilk kez biraraya getiren? Neydi bize baharlar yazlar gösteren? Ne olmalı bizi bir bahçe yapan?

Bencesi, bu bahçenin toprağı olan, üzerinde yetiştiğimiz, ayrı diyarlardayken de beraberken de hepimizi besleyip büyüten özdeğerlerimizi koruma adına şahsi gayretimizi asla yitirmeyelim. Zamanın, zaafların, tembelliklerin, ihmallerin, kusurların, günahların erozyonuna bu toprağı kaybetmeyelim.

Bencesi, bu bahçenin suyu olan, bizi en başta birlikte besleyen ve başlangıçtaki asıl maksadımız olan Sohbetimizdi. Mutlaka bu sohbetin hakkını verelim, gereklerini yerine getirelim, ciddiye alalım, ona liyakat göstermek adına sohbetsiz saatlerimizi kitapsız, tefekkürsüz, muhasebesiz, şahsi kemalat yolunda gayretsiz geçirmeyelim.

Bencesi, bu bahçenin gübresi, besleyicisi, doğal potansiyelin üstünde çiçek açtırıcısı olan ikili sohbet ve muhabbetimizdir ve bu hayatımızın her türlü değişimine, yoğunluğuna, şahsi sıkıntısına rağmen diğergam olma, davete icabet etme, mümkünse her fırsatta birliktelik kovalama, davetlerde bulunma, icabet olmadığı takdirde anlayışlı olup gücenmeme, hüsnüzannı ve uhuvveti her zaman incinmelerin, kalp kırıklıklarının önüne koyma ile gerçekleşebilir. Bunları yapmada da kimse kimsenin önünde ya da gerisinde değildir.

Bencesi, bu bahçenin ilacı olan, ikili şahsi hal hatır sormalar yine hayatın her türlü şartına rağmen sürdürülmeli. Burada göz önünde bulundurulacak bazı faktörler var. Herkes herkesle aynı yakınlıkta, samimiyette, birliktelikte değil ve sohbet muhabbet edeceği ortak noktalar farklı sayıda ve seviyede olabilir. Bu nedenle de herkesten herkese eşit sayıda mesaj, arama gitmeyeceği, bunun herkesle aynı sıklıkta olmayacağı realitesinin farkında olunmalı ve emeği verilmemiş bir beklentiye girilmemeli. Bir emek verildiği zamanda bile bazen bunun karşılığının alınamayacağını bilmeli, anlamalı, kabul edilmeli. Bu acı bir ilaç olabilir. Hayal kırıklıklarına, dargınlıklara sebep olabilir. Bunda karakter benzerliği ve uyumu, beraber geçirilen yıllar ve günler, ortak yasanmışlıklar, ortak ilgi alanları, benzer hayat düzenleri gibi ve daha sayılamayacak kadar çok küçük küçük faktörler var. Bunun farkındalığı, beklentisizlik, gönül koymama, gerekirse bunu kuvvetlendirmek için kişinin kendi yine ve yeni bir çaba göstermesi çok çok önemli.

Bu maddenin bahçemizi vuran hazanın en asıl ve kökten çözümü olduğunu düşünüyorum.

· Küçük bahçeler kurmak. Bir çoğumuz geldiğimizde birbirinden farkı çok az olan tohumlardan ibarettik. Bir müddet sonra filizlenip fidan verince fıtrat, ilgi ve anlayış farklılıklarımızla bahçelerimizin karışık olması yerine birbirinin yanında, iç içe ama küçük ayrı bahçecikler kurmamız gerektiğini düşünüyorum. Tohumları fidan yapacak olan gübre ve ilacın, fidanı ağaç yapacak olandan farklı çeşitte ve miktarda olacağını düşünüyorum.

Orta okulu bitiren öğrencilerin farklı liselere gitmesi ama hangi liseye giderlerse gitsinler derslerinin çok büyük bir kısmının ortak olması gibi çeşitli liselere, ve daha sonra iyice derinleşme adına farklı üniversitelere gitmemiz, kendi fıtratımıza en uygun sohbetlerle, manevi programlarla farklı miktarlarda ve sıklıkta sulanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bunun için sadece kitap okumak için buluşma, sadece bir abinin ablanın online sohbet müfredatını biraraya gelerek takip etme, sadece biraraya gelip bu hafta aklında sorusu olan var mı, nedir diye konuşup çözme adına buluşma, sadece Kuran öğrenimi için biraraya gelme, sadece en derin, en temel mevzuları sorgulamak adına buluşma gibi bir çok içerik ve formata sahip seralar bahçeler kurmamız gerekli.

Bu son maddenin şu an bize bir huzursuzluk veren genel problemimizin en asıl ve kökten olmasa da en acil, geçici çözümü olduğunu düşünüyorum.

· Yine farkına varmalıyız ki bir imtihan dünyasındayız, bu imtihanın inişleri ve çıkışları var, bu devrin bir gündüzü bir gecesi var, bir ilk baharı bir kışı var. Ve yine şunu da bilmeli ve o yönde kendimizi bir sorumlu görmeli ve gayret göstermeliyiz ki bu kışın ardından gelecek bir ilkbahar, bu gecenin ardından bir sabah gelsin, geldiğinde ortada bir bahçe kalmış olsun. Biz bu kışta bu bahçenin dağılmaması için kendimize düşeni yapmalı, hiç kimse gayret etmese biz etmeli, bunun için ne yaptık, ne yapmalıydık’ın muhasebesini yapmalıyız.

Comments


bottom of page