top of page

Baharlar, Dışta ve İçte İhyalar

Yine bir bahar geldi bütün güzellikleriyle. Önce kuşlar günün her saatinde cıvıl cıvıl ötmeye başlayarak bir uyanıştan haber vermeye başladı. Hele gece vakitleri, sanki bir olay oluyor ya da bir şeyin etrafında toplanmış gibi gürül gürül bağrışmalarıyla. Sonra grinin ve kahverenginin ülfetini kıran rengarenk filizlenmeler başladı her yolun kenarında, her bahçede. Aşık gibi durup izledim yolda gördüğüm her çiçek açan ağacı. İçimde çiçeklerle birlikte bir kabuğundan çıkma hissi, tüm kış uyuyan canlılarla birlikte baharda uyanmışlığın hissi doğdu.


Bu his tanıdık geldi, daha önce de yaşamıştım bunu. Baktım ki her bahar, dünya yeniden doğarken ben de doğuyorum bir parçası olarak. Geçmiş günlüklerimi karıştırırken buldum bir başka “Bahar” yazısını 20 Mart 2020’den. Allah, sonraları beni azat ettiği bazı imtihanların bağrındayken bile bana bir cennet esintileri hissettirmiş o zamanlarda. O karakalemle yazılmış hislerimi bir de dijital dünyanın kalemiyle paylaşmak istedim.

 Son bir haftadır havalar çok tatlı güzel. 5-15 derece arası, güneşli, tatlı esintili günler geçiriyoruz. Bahar kapıdan baktırıyor henüz gelmese de. Yağmur bile yağsa bulutlu karanlık bir günde, bahar yağmurları gibi taze bir koku yayılıyor etrafa. Benim içimde uzun süredir kabuğuna çekilmiş duygular uyandırıyor bu bahar havaları. Sanki bedenimin kabuğunu kırıp içimden çıkmayı isteyen yeni bir ben var. Kanatlanmak ve doğadaki bu güzel değişimleri kuşlar gibi süzülerek yukarıdan izlemek isteyen bir duygum var.

 Bahar... Ne çok seviyorum baharı. İçinde her mevsimden bir şeyler barındırıyor. Ama en çok da olduğu sanılan, varlığının kıymeti, güzelliği unutulan şeylerin dirilisini barındırıyor. Sadece ağacı, kuşu değil insanı da yeniden canlandırıyor bu güzel mevsimler ve bu baharı oluşturan tecelliler.


Hayat... İçindeyken, akıp giderken ne kadar sıradanlaşıyor, bayağılaşıyor. Yeni bir doğuma, dirilmeye şahit olduğumuzda ise her bir hayat ne kadar özel ne kadar hayranlık verici. Her doğum eşsiz, çok özel, vahidi ve ehadi tecelliler şöleni, her dirilen canlı kendi üzerine inşa edilmiş bir direkle, sanki sadece kendi için yaratılmışçasına kâinatı taşıyor. Bir kedinin doğumu, aylarca boz bulanık bir siluet olarak duran bir ağacın renginin beyazlarla pembelerle rengarenk olup sonra yeşillenmesi, sesine hasret kaldığımız minik şirin kuşların çalılar arasında durmaksızın cilvelenmeleri... Ne kadar mucizevi ve ne kadar bayağılıktan uzak.


Değişim, dönüşüm, yenilenme hayatın ta kendisi, baharsa bunun en tatlı tecellisi. Mavi ve yeşil de baharın iki temsilcisi. Hayranım, daha doğrusu aşığım bu renklere, bu tecellilere. İçinde yaşadığımız bu koca kâinatta, en güzel renklerin milyonlarca seçeneğinden, Allah’ın dünyaya yaymış olduğu yerlerin hayattarlığının emaresi ve göklerin, denizlerin renkleri. Kâinatın gözbebeği olan dünyamızın mavi ve yeşil oluşu, bir insanın ilk göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerinden biri olan mavi veya yeşil gözlü oluşu kadar ilginç ve hoş.


Mavi... İnsanın baktıkça bakası gelen uçsuz bucaksız denizlerin, okyanusların, gökyüzünün, derinliklerin rengi... Yeşil... Hayatı, hayata gelmeyi temsil eden, insanın ne kadar çok olsa da görmeye doyamadığı, evinin aydınlık bir köşesinde, ufacık bahçeciklerde bile görmek için çabaladığı renk. En açığından en koyuşuna her tonu ayrı cazip, ayrı derinlikli renkler. Bir kere ele geçince hiç gitmese isteriz ama belki bayağılaştırdığımız hayat gibi, bahar gibi her zaman sahip olsak ülfet ile kıymetini bilemeyiz. Maviler o alışmışlıkla siyaha, yeşiller o sıradanlaştırmayla sarıya griye döner zaman zaman zihnimizde. Hep sahip olmasak da ziyanı yok. Gidenin yerine yenisi, tazesi geldikçe gönül razı. Belki bir gün sonu gelmez bir hayata, sonsuz bir bahara, sonsuz bir yeşil ve sonsuz bir maviye kavuşuruz. Mest-u mahmur dalarız onların derinliklerine ve bir kuş gibi süzülerek yukarılardan, bir balık gibi akarak en içinden hissederiz bu iki renk nimetini.



Kendimi doğaya ait hissediyorum. Yüksek debili bir nehir gibi betonların arasında akıp giden ömrümün doğada bir düzlük bulmuş durulduğunu, dinlendiğini hissediyorum. Ağaçlara hayranlık duyuyorum, sarılmak istiyorum bazen onlara. Tebrik etmek istiyorum Allah’ın onlara verdiği görevi layıkıyla en güzel şekilde yapmalarını ve bunu yaparken ortaya koydukları koku ve görüntü festivallerini. Uzun bekleyişlerinin ardından çiçek açmadaki heyecanlarını paylaşmak istiyorum onlarla. Suların kenarlarında, toprağın kucağında uzanasım geliyor. Gökyüzüne bakasım geliyor saatlerce. Hiç sıkılmam gökyüzünü izlemekten. Akıp geçen bulutları ya da milyonlarla yıldızı izlemeyi değil sadece, tamamen bulutsuz bir günde bile gözümün bomboş ama masmavi göğe, geceleri de milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlara kadar hiçbir engele takılmadan çok çok uzaklara bakabilmesini çok severim. O gözlemlediğim dış genişlik içimde bir genişlemeye sebep olur, inşirah verir bana. İçimde yeniden yaratılır ve doğar kâinat. Tüm bunları da en çok baharda hissetmeye başlar ve yaz boyu parklara bahçelere, göllere, kamplara kaçarım bulduğum her fırsatta.

Bütün güzellikleri ile bu sene bir kez daha nasip olan bu devasa nimeti büyük bir kalp heyecanıyla ve şükürle karşılıyorum. Bir gün yepyeni bir doğum mucizesiyle ikinci bir kızım olursa adını bu benim için çok kıymetli nimetlerle Bahar ve Mavi’yle isimlendirmeyi de çok istiyorum.


Sınırlı zayıf gözümü Ahmed Bedevi hazretlerinin maddi ve gaybi alemleri ve tecellilerini seyir için göğe diktiği gibi diker uzun uzun seyrederim. Üstadın oturup afakı seyrettiği gibi seyreder ve dediği gibi derim: “İnsan kâinata, Ayet-ül Kübra’ya bakar da nasıl bilmediği bir mesele kalır.”



Allah baharda tecelli eden esmasıyla bizlerin içini, dışını, hayatını, ahlakını, bütün meleke ve havvassını, aşk ve şevkini ihya etsin. Mezar-ı muteharrik bedbahtlardan, dipdiri meyyitlerden olmaktan muhafaza buyursun. Bize gaybi alemlerin baharlarını ve cilvelerini de duyursun ki artık bu nisbeten basit dünyanın faniyatına hayranlık duymak yerine ulvi esma ve sıfat tecellilerine meftun olalım. Hayvaniyeti, cismaniyeti terkedelim, kalp ve ruhun derece-i hayatına girelim. Tefekkürümüzü, seyr-u seyahatimizi o alemlerde, o burçlarda sürdürelim. Bize bahşedilen insaniyetin kemaline erişebilelim İnşallah!

1 Comment


erkamak
erkamak
May 12

Yeni bir nazar

bir kez daha bahar

isimlerini okutsun bize

en büyük Yazar

Like
bottom of page