top of page

3. Soruya bir Cevap denemsi

Updated: Nov 12, 2022



3- İnsan kendini neden değersiz hisseder? Degerli hissetmek gerekli midir? Deger nasil kazanilir?

Cabalayip cabalayip insani tatmin eden bir fayda ve karşılık görmeden hayat ne kadar devam eder? Fayda alınamayan cabalari birakmak mi lazimdir yoksa Allah rızası için deyip sonunda bir ışık görülmese de devam mı edilmelidir?



Uc hafta once bu soruyu ele almistik sohbetimizde. Baya degerli katkilar oldu ve guzel perspektiflerden cevaplar verildi. Fakat soz ucar deniyor, yani dogru olsa gerek cunku ses dalgalarinin yogunlu yok :D. Bundan dolayi bencesini kaleme almak istedim. Sanirim konu uzerine baska yazacaklarda cikacaktir, onlarda payalsirlar fikirlerini diye umuyorum.


Soru ilk telaffuz edildiginde ekseriyet sorunun bir oz deger eksikligi veya kendini begenmeme seklinde soruldugunu dusunerek ele almaya calisti. Fakat verdigimiz yaklasimlarin tamamini bir anda ters kose yaparak soruyu soran arkadasimiz, aslinda bu kendini degerli gorme meselesi degil, bir deger meselesi oldugunu beyan etti. Sordugu soru insanin neyi degerli gordugu ve bunun nasil kaybedilip nasil tekrar elde edilebilecegi uzerine oldugu anlasildi. Mesela kendisnin binbir ugras ile 600 kusur sayfalik bir kitabi nasil hatm ettigi ve bunun gibi kaybedilmesi kabul edilemez bir degerin bile hayatindan yavas yavas azaldigini gormesinden bahis etti. Baska bir deger olan insanlara Allah rizasi icin hizmet etmenin dahi gun-be-gun deger cervesindeki yerini kaybetmesinden sikayet etti. Sanirim bastaki bizim soruyu bir oz degerin eksikligi seklinde algilamamiz kendi ruh dunyamizdan sizan bir yansima oldu fakat soruyu soran akadasimiz icin sorunun o tarafi ikincil bir yere sahipmis. Bizim dusunemedigimiz birsekilde kendisi bu konu uzerine daha cok kafa yormus, veya kendi icinden kendi degerini cevresine verdigi fayda uzerinden olcuyor olmasi gerekiyorki konuyu deger cercevemizdeki seylerin zamanla erimesine bagladi. Sanirim bu yaklasim kismen dogru. Insan degerli gordugu seyleri hayatinda yasadigi surece kendisini degerli gorur diye zannediyorum. Ama beklenmedik birsey daha oldu bunlar uzerine kafa yorduktan sonra. Soruyu soran bir soru daha ilave etti. Dediki “Insan en yuksek degerlerini bile boyle zamanla kaybedebiliyorsa, kaybedemiyecegi bir deger varmidir?”


Bu sorulan sorularin icinden muhabbet havasinda daha derin konulara yukselinmesi benim icin cok harika birsey. Insana biryere ulasiyormus hissi veriyor. Sanki bundan yeterince yaparsa birseye ulasacakmis hissi. ( intoxicatingly hopeful) Karanligin bagrinda ates bocegi takibi.


Konuyu getirdigi yer en az 3 kiside direk olarak depressive bir seansa donustu. Ozellikle 2 arkadasimiz arasinda kendi hayatlarinin ne kadar bos ve acimasizca zor gectigine dair bir ic dokus ve hayat tavsiyeleri seklinde bir dialogu dinledik hepimiz. Sanirim vardiklari sonuc birbirlerinin omuzlarina basarak bulunduklari kuyunun ortasinda daha temiz bir hava solumak oldu. Tam bir cozum degil tabiki ama bence fena degil. Hatta hic fena degil. Ozelliklede her 2 veya 3 cumle icinde intihar kelimesi kahvehane rahatliginda agizlarindan dokulmesi goz onunde bulundurulacak olursa. Sanirim orda ic dokme formatinda, sorulan sorunun en kritik kismina denk geldik. Degerleri tek tek kaybolan ve yerlerine yenileri gokten kudret helvasi gibi inmeyen bir insan ne yapabilir?


Kendisinin bu pozisyonda oldugunu fark eden insan icin bence zor bir durum vardir ortada. Bunu fark etmistir ve hayati rast gele yasamamayi seciyordur. Onceleri hayatinin ortasinda beliren degerleri artik boyle ani bir belirme ile kendisine verilmedigi bir durumda iken insan ne yapabilir? Zor bir durum gercekten.


Benim soruya cevabim, insanin her gecen gun kaybolan degerleri karsisinda deger cercevesini olusturmada ve temel taslarini yerlestirmede insiyatif almasi gerekiyor sekilinde olur sanirim.


Boyle bir ugras aslinda herkes icin gecerli degil. Bazi sansli insanlar muhtesem bir toplumsal stabilite ustunde hayatinin temel deger cercevesi hic bir supheye ve eksilmeye maruz kalmadan 7 yasindan 70 yasindaki olum dosegine ayni saffeti korumus bir sekilde gecip ulasiyorlar. Fakat hayat katmanlarinin bu kadar cesitli oldugu ve cogulcu bir toplum yapisinda, ki Kanada bunun esi benzeri cok gorulmeyecek bir sekilde ultra kozmopolit bir yer, yasadigimiz zaman diliminde nerdeyse imkansiz gibi duruyor. Burda hayatin meşaggati ve gundemleri asit banyosu gibi insanin degerleri konusunda fiilerine ve yasantisina ekonomik kaygilar seklinde nufuz ediyor. Bu atmosferde kendi deger cercevesinin ve fikir dunyasinin suurlu inşasi olmadan parcalanip sathi bir homo economicus a indirgenmesi kacinilmaz gibi gorunuyor. Hizli bir bakis atiyorum 2000 lerin basinda Turkiyenin gercekliginden kendini bu taraflara kaciran hizmet backgroundlu turk muhafazakar ailelerine, “ayenen oyle dostum” diyor hayalim.


Dolayisi ile, bence, deger cercevemizin cok ozenli bir gozden gecirlmesine ve bize verilmislerin yerine bizim elde ettiklerimizin getirilmesi gerekiyor, bir nevi insanin kendi renklerini gosterebildigi bir cicek olarak acmasi gibi. Sanirim bunu her fitrat yalniz basina yapamiyor. Ama bir soyleyisi ve durustce masaya yatirma ve birazda emek bu konuda bize yardimci olabilir.


Mesela bu konun onemine dair temel fikriyatimizin olusmasinda cok yon verici birisi olarak Fethullah Gulen, bireyin cicek acmasi diye tabir ettigi 1997 de gazetici Nevval Sevindi ye verdigi roportajda, insanin varolussal sorulari aynen boyle degerlernin alt ust oldugu ve eridigi bir donemde yaptigini soyluyor.


"Siz bireysel çiçek açmayı teşvik ediyorsunuz. Hattâ, belki İslamiyet'in bazı dönemlerine göre teşvik edilmediği ölçüde bir açma. Sizinki çok yeni bir anlayış. Bireyin teşvik edilmesi. Ve o bireyde çiçek açmaya olan teşvikiniz sizin vizyonunuzu belirtiyor.


İnsanların alışkanlıklarını değiştirmek o kadar kolay değil. İnsanlar daha çok düşünmeden bir şeylere sığınmayı istiyorlar. Çünkü bireysel çiçek açma çok zor bir iş, çok güç bir iş. Çok fazla gayret istiyor. Öbür sığınma ise çok daha kolay. Ve genelde bizde tercih edilen de o. Belki parti liderlerinin hegemonyasında da bu yatıyor. Biz çok zor olanı istiyoruz. Fakat, bir yandan da çelişki gibi görünüyor bu bana, ilk bakışta öyleymiş gibi görünüyor. Bireysel olanı teşvik etmek cemaatte ayrılık çıkarmaz mı diye düşünüyor insan. Ama Ahmet İnsel mi yazmıştı, Ali Bayramoğlu mu yazmıştı, sizin de gezip gördüğünüz okullarda veya cemaat içinde çok kültürlülüğe nasıl geçileceği ve ferdi farklılıkların nasıl teşvik görebileceği soruluyordu. Bunlar, esasen bireysel çiçeklenmeye verdiğimiz önemin hem dışarıya iyi aksettirilemediğini hem de tam olarak oturmasının galiba zor olduğunu gösteriyor… Merak ettiğim için soruyorum. Türk toplumunda, bende de başkalarında da, bizimle beraber çalışan arkadaşlarda da o istikamette bir düşünceyi çarçabuk geliştirebilecek bir kabiliyet ve temayül ne kadar var? Çünkü, militarist bir milletin torunlarıyız. Atalarımızdan öyle intikal etmiş. Hattâ yer yer bu mevzudaki endişelerimi genetikten anlayan arkadaşlara sormuşumdur. Acaba milletlere mal olan şeyler tevarüs ediyor mu, kalıtım yoluyla geçiyor mu? Merakla da sormuşumdur. Sordum ama, tatmin edici bir cevap da alamadım. Fakat böyle bir tevarüsün mevcudiyetinden her zaman bahsedilebilir. Bunun parlamentoya aksedişi başka türlü oluyor, devlet başkanlığına aksedişi ise daha bir başka. Askeriyeye tevarüsü çok daha farklı.Biraz da gücü temsil ettiklerinden, biraz da mesleklerinin gereği zaman zaman daha sert tavırlı olabiliyorlar. Milletin başka kesimleri de, müsait oldukları ölçüde aynı temayülün tesirinde kalıyorlar.

Bu husus, insanın kolay kolay kurtulamayacağı bir kalıtım meselesi değil ise, bence bunu yıkmak lazım. Yani daha serbest, daha rahat düşünme, ferdi kimlik kazanma, bunlar çok önemli. Cihan harplerini müteakip milletlerin şunun bunun macerasına, toplu ölümlere sürüldüğü evrensel kriz dönemlerinde varoluş felsefesinin temelde esas çıkış noktasını da herhalde bu husus teşkil ediyordu. Birey her şeyiyle yok olup gidiyordu, sarsılıp gidiyordu. Varoluşçuların ferdin kayboluşu karşısındaki baş kaldırışlarında mutlaka haklılık payı vardı fakat, bazı noktalarda çok ileri gidip, bir başka yanlışı besledikleri söylenebilir. Her hususta olduğu gibi, bu konuda da dengeli olmak gerekiyor. Ferdin fert olarak, aynı zamanda başka fertlerle motivasyonundan, fert olarak inkişafından çok korkmamak lazım, endişe etmemek lazım. Çünkü, İslam da, Kur'an da ferde adeta bir nev olarak bakar; her fert, başka türlere göre bir nev, yani bir türdür. Önemli olan, onu besleyen duygu ve düşünce kaynaklarıdır, onu besleyen anlayışın kaynağıdır. Yani o, belli bir düşünce, belli bir anlayış, belli bir ufka ulaşınca ormanı meydana getiren ağaçlar gibi, bir toplum içinde yaşaması gerektiğini de idrak edecektir. Bunu anlayacaktır zannediyorum. Dolayısıyla inkişaf etmiş bir insan, başkaları ile beraber olma lüzumunu da hissedecektir, tek başına olmaması gerektiğini anlayacaktır. Bir yönüyle tek başına olmaması gerektiğini anlayacak, bir yönüyle de, toplumun diğer kesimlerine zarar vermeyecek, başkalarına zararı dokunmayacak seviyede olacaktır. Ferdi hak ve hürriyetlerini başkalarına zarar vermeyecek, hattâ, başkalarını kendine tercih şuuru içinde kullanan, bu çerçevede eğitim alan bir ferde fevkalade inkişaf etme imkanı verilmelidir. Yoksa değişik platformlarda hep sürekli bir hâkimiyet ve mahkûmiyet yaşanır, bir zalimiyet ve mazlumiyet yaşanır, bir gaddariyet ve mağduriyet yaşanır. Türkiye'deki acı tablonun bir boyutu da budur."


Militarist zihniyetin etkilerinden cikip serbest dusunce ve ferdi kimlik kazanimi diyor. Sanirim bunlara benzer seyleri gormek mumkun hepimizin gecmisinde. Bir cok kuran kursu talebesi vardirki kendi istegi ve iradesi olmadan bir nevi kisla gibi bir egitim altinda hafiz olur. Bu hafizlik ugrasi kendisine verilmistir ve kendisi icin iyi oldugu soylenmistir ve daha bircok tahsidat yapilmistir buna benzer birsekilde. Veya askeri bir okula yazilmis olmak 15 yasinda, yani donuna kadar devletin ve sistemin verdigi ve komple bir zihniyeti oldugu gibi tedricin butun asamali ile islendigi bir yer. Insani disipline ediyor ve bircok sey ogretiyor ama bir deger olarak verilis degerler edinilmis degil. Boyle kazanimlarin genc bir dimagin temelini olusturmasi icin iyi olsada hayatinin bir doneminde bu kazanim kendi sahsi degerine nasil donusebilir? Bence akil eden ve varlik sahasinda conseptleri akil aleti ile ayristirip kendisine eklemek istedikleri uzerine iradi olarak, kim ne derse desin diyerek emek vermesi ile insan kendi degerini olusturabilir. Fakat bu dusunme islemi zor birsey oldugu icin coklarimiz buna yonelmek istemiyor.


Kafkanin kisa bir hikayesi vardir 'Kanun Onunde' diye. Adamin teki 'kanun' levhali dev bir kapinin onundeki bekcinin karsinda bulur kendini. Burdan iceri dogru bakar ve bircok baska kapilari ve bekcileri gorur. Gecmek ister ama bekci cok hasmetlidir. O yuzden beklemeyi secer. Basta gunlerce, sonra yillarca. Omrunun son demlerinde artik tum denemeli iflas etmistir ve aklinda sormadigi tek bir soru kalmistir. "Neden benim disimda hickimse bu kapidan gecmeye calismiyor? Ve ben yillarca bekledim yinede gecemiyorum". Bekci cok bikmis bir sekilde artik son anlarini yasayan adama bagirarak soyle der "Bu kapidan baska hic kimse gecemez cunku bu kapi sadece sana tahsis edilmisti, simdi artik kapatiyorum".


Iste boyle bir kapinin esiginde oldugumuzu dusunuyorum degerlerimizi elde etme veya ellerimizden kayip gidisini izleme yol agzinda. Gencligimizin olgunluga donustugu yaslarda desentegrasyon yasiyoruz ic dunyamizda. Bunu tekrar reentegre edecek ancak akil, mantik ve tefekkur merceklerinden gecirilmis bir deger insaasi. Taklidin yumusak ve tatli kucagi bizi yavas yavas terk ediyor. Direnmeden kendi degerimizi bulma cabasi en makulu bence.


Peki tam olarak ne yapmak lazim diye sorulursa. Simdilik ancak sunu soyliyebilirim. Pergelin hareketli ayagini acmaktan korkmamak lazim. Allahin farkli ufuklarda bizim ic dunyamiza ne turlu tecelliler tasiyacagini bilemeyiz. Siyah beyaz bir filmde kirmizi bir palto cok kalabalikarin arasindan hemen secilir. Kainatin gordugumuz ve goremedigimiz onca rengi arasindan sadece birine kitlenmis olmak ne aci. Belki Rabbimizin bize gonderdigi muhru kirilmamis mektuplari vardir, atomlarin arasinda, bir muzik notasinda, bir gulumsemede, bir gun batiminda veya yabanci dediklerimizin satirlari arasinda. Degerlerimiz ancak bizim olduklari kadar varlar. Peki biz kimiz?





Comments


bottom of page